Nasıl Bilirkişi Olunur ve Nereye Başvurulur?

  Bilirkişilik müracaatları ve bilirkişi listelerinin oluşturulması, 01/06/2005 tarih ve 25832 redhacksayılı Resmi Gazete’de yayımlanan “Ceza Muhakemesi Kanununa Göre İl Adlî Yargı Adalet Komisyonlarınca Bilirkişi Listelerinin Düzenlenmesi Hakkında Yönetmelik” hükümlerine göre yapılmaktadır.

T.C. İstanbul Adli Yargı İlk Derece Mahkemesi Adalet Komisyonu Başkanlığı tarafından her yıl Ekim ayı içerisinde, bir sonraki yılın bilirkişi müracaatlarına ilişkin ilan yayınlanmaktadır. Bu ilanda başvuru şekli, başvuru şartları ile başvuru süresi belirtilmektedir.

Devam

Spamciler domuz gribini kullanıyor

adli bilirkişi Symantec"in geçtiğimiz günlerde yayınlanan Aralık ayı Spam Raporu, geçtiğimiz aya ilişkin önemli saptamaların yanı sıra, 2009 yılında spam mesajların gelişimine dair bir özet de içeriyor. Geçtiğimiz ayın spam bulguları ile ilgili göze çarpan en belirgin saptama ise spam mesaj orijinlerinin bölgelerine ilişkin gözlemlenen değişim olarak karşımıza çıkıyor

Devam

Geleceğin Bilgisayarları, Şifre Sistemleri ve Kuantum Kriptoloji

  Günümüz bilgisayarlarının sonu gelmek üzere.Bu öngörü için nedenlerimiz var.Sürekli daha hızlı çalışan işlemciler (CPU) ve nihai olarak Moore yasası gereği hızın iki katına çıkarılması isteği,  işlemci üreticilerini malzemenin sınırlarına getirdi.

 45 nanometre aralıkla tasarlanan işlemcilerde, iletişim yolları bakır, aliminyum, altın için daha yakın mesafelere inmek, elektriksel bazı sorunlara yol açmakta.

Nano teknoloji ile yeni meta malzemeler bulunması, belki bu sorunu aşabilir.Yine de metal-ametal ve alaşım bazlı malzelerin sınırlarına yaklaşılmakta.

Bilgisayar hızlarının bizleri ilgilendiren, en önemli özelliği hızlı işlem kabiliyeti ve benzetim (simulation) yeteneği.

Yüksek hızlara çıktıkça, ısı artışı hala tasarımın önündeki en büyük engel.

Yeni arayışlar, günümüzde kullandığımız bilgisayar tanımını, kökten değiştirecek gelişmelere doğru ilerliyor.

Yakın zamanda DNA temelli biyo-kimyasal bilgisayar ve kuantum bilgisayar kavramlarını daha sık duymaya başlayacağız.

Tüm bu araştırmaları körükleyen nedenlerin başında, askeri hedefler ve güvenlik ihtiyacı var.

Çünkü,  mevcut şifreleme sistemleri belirli akışlara (algoritma) göre çalışıyor.Bu akışlardan en ünlüsü RSA ; ticari ve askeri birçok alan da kullanılıyor.Şifreleme hızı en son 4 Mbit (4.096 bit) sınırına kadar geldi.

Mevcut şifreleri çözebilmenin iki yöntemi var.

İlk yöntem çok hızlı hesaplama yapabilen paralel bilgisayarlar, işlemciler tasarlamak.Yukarıda izah ettiğimiz süreç birazda bu nedenle hızla ilerliyor.

Diğer yöntem ise, ülke olarak pek önemsemediğimiz, matematik bilimine ait.

Bir matematikçi ortaya çıkarak, asal sayıların hesaplanması ve  şifreleme anahtar akışları (çarpanlara ayrılması) konusunda zarif bir hesaplama yöntemi bulursa,   şu an kullandığımız dünyanın en güvenilir şifrelerinin,  çözülmesini ve bilimsel gelişmelerin hızlanmasını sağlayacak.

Doğal olarak bunu başaran ülke, istihbaratta öne geçecek.

İşte tüm bu nedenlerden, dünyanın gelişmiş ülkeleri  daha hızlı çalışabilen bilgisayarlar ve şifreleme teknolojileri üzerinde çalışıyorlar.

Optik elektroniği ve kuantum kuramını bir arada kullanacak bilgisayarlar, şifreleme teknolojileri için çalışmalar yapılıyor.

Geçen yıl, Las Vegas’ ta  (A.B.D) katıldığım Blackhat 2008 USA, hacker konferansında, Singapur Ulusal Üniversitesi , NIST (Amerikan Ulusal Teknoloji ve Standartlar Enstitüsü) ve DARPA (Amerikan Savunma Bakanlığı İleri Araştırmalar Projeleri Ajansı)  tarafından yapılan, Kuantum Kriptoloji deneylerine katılarak, gelişmeleri yerinde görme şansım oldu. Detay için ( http://qubit.nist.gov, http://www.havephotonswilltrvel.com, http://www.physics.nus.edu.sg/corporate/researchgallery/  adresleri ziyaret edilebilir. )

Şimdilik, laserle atmosfer ve fiberoptik ortamlarda foton haberleşmesine dayalı, Kuantum şifreleme ve anahtar dağıtımı teknolojileri deneniyor.

Gelelim hızlı çalışacak ve şifre çözecek bilgisayarlara.Bu amaçla kuantum bilgisayarın yapılabilmesi için de araştırmalar devam ediyor.Yazımın başında altın, gümüş ve bakıra dayalı işlemci tasarım teknolojilerinde, malzemenin sınırlarına gelindiğini ifade etmiştim.Günümüzde, çok çekirdekli işlemcilere ve 64 bit işlem gücüne yönelme  bu yüzden devam ediyor.

İşte bu nedenlerden,  tümleşik devreler için yeni bir  transistör ihtiyacını karşılamak için fizik laboratuvarların da araştırmalar hızla ilerliyor.Bunlara optik transistör, yani ışıkla açılıp kapanabilen, işlem yapabilen, ışığı depolayıp, davranışlarından hafıza elde edilen devre elemanları diye biliriz.

Elektronun, silikon yonga ve transistörde yaptığı görev neyse, fotonunda aynı şekilde iş göreceği yeni bir tip  transistör temelli tümleşik devreler, ışık hızında çalışacak yeni optik bilgisayarlara giden yolu açacak.

"İsviçre Federal Teknoloji Enstitüsü’nden Vahid Sandoghdar ve meslektaşları, sıvı helyum ile soğutulmuş kristalin bir matris içindeki hidrokarbon boya molekülünü havada asılı tutmayı başardı. Daha sonra zayıf bir turuncu lazer ışını ile bu moleküle nişan alarak enerjisinin büyük bir kısmını emdi. Bu arada hidrokarbon molekülüne zayıf bir yeşil ışın gönderdikleri zaman turuncu ışığın geri yansıdığını gördüler (Nature, DOI:10.1038/natureo8134). Ekip bu transistoru optik devre yapımında kullanmak istiyor."

Kuantum bilgisayar için çalışmalar bir yandan devam ederken, diğer taraftan da mevcut fiber optik kablolar  da  iletilen kuantum  anahtar dağıtımına ait kriptoloji çalışmaları gelişmiş ülkelerde somut hale getiriliyor.

200 kilometre standart fiberoptik kablo kullanılarak, Viyana’daki 6 noktayla Saint Pölten kentini birbirine bağlayan şebekede kullanılan , kuantum şifreleme tekniği, bugünün bilgisayar ağlarında kullanılan güvenlik sistemlerinden tamamıyla farklı özelliklere sahip.

Gelecek tüm hızıyla yaklaşırkan,  kullandığımız bilgisayarlar ve şifreler için yaşanan bilimsel gelişmeler her şeyi ters yüz edecek nitelikte olacak.

Kuantum kuramını hayatımıza kazandıran, Heissenberg ve Einsten sonrası, günümüzde Newton mekaniğiyle açıklanamayan bir çok evren gizemi daha anlaşılır hale geldi.

Bilim de, felsefe de, hayatta karşılığı inanılmaz sarsıcı olacak olan kuantum kuramı, bizleri foton kuşağına taşıyacak nitelikte gelişmelere haberci.

Kuantum kriptoloji beraberinde  kriptografiyi de zorlayacak.

Kırılamaz şifreler için tarih boyunca yapılan çalışmalar ve savaşların kaderini değiştiren şifre çözücüler, yeniden gündeme gelecek.

Tek kez kullanılan ve yakalanmak için müdahale edilen süreçte konumunu ve değerini değiştiren foton ve  şifre akışları, Kuantum Kriptoloji araştırmaları için ülke olarak kaynak ayırmamızı gerektirecek.

Askeri haberleşme ve güvenli elektronik ticaret ortamları için, kuantum anahtar dağıtımı: rastsal  sayı üretimine dayanan araştırmalar, bugün, A.B.D, İsviçre, İngiltere, Avusturya, Türkiye gibi ülkelerde hızla günlük hayatta kullanılır hale getiriliyor.

Kuantum şifrelemeyi kısaca izah edersek "Kuantum Mekaniğinin temel kuramlarından olan Heisenberg Belirsizlik Prensibine göre kuantum boyutlarındaki bir sistemde bir değişkenin, belli bir niceliğinin ölçülmesi, diğer nicelikleri değiştirir: kısacası gözlem, gözlenen olayı etkiler. Bu etkileşimin iletişimde uygulanması neticesinde dinlenilmesi imkansız veya imkansıza yakın iletişim hatları mümkün olmuştur. Kuantum iletişim hatları daima değiştirilen şifrelerin kullanıcılar arasında iletilmesi için şu nedenlerden dolayı idealdir:

  1. Veri transferi genel iletişim hatları üzerinden yapılabilir,

  2. Kuantum iletişim hattı üzerinden transfer edilen şifrelerin, dinlenme ihtimali sıfır veya sıfıra yakındır,

  3. Uzun süreli kullanılan “sabit” şifrelerde olduğu gibi genel hatlardan geçen verinin kaydedilip şifrenin hesaplanması mümkün değildir.

Kuantum Temelli Rastsal Sayı Üretimi, Kuantum kriptoloji uygulamalarında şifre anahtarı olarak kullanılacak rastsal sayı dizinlerinin üretilmesi için Türiye’de yapılan araştırma projesinde, değişik bir teknik önerilmiştir. Bu teknik polarizasyon bölücüye 45 derece açı ile gelen bir fotonun tamamen rastsal olarak dikey ya da yatay polarizasyon çıktısına sapmasını kullanır. Bu tekniğin avantajı fotonların polarizasyon kuantum hal belirsizliğinin kullanılmasıdır, bu sayede elde edilen sayı dizinin elektriksel değil optik kaynaklı olmasından dolayı kripto ağ güvenliğinin daha da güçlenmesi beklenir. Deneylerde standart fiber optik telekom dalgaboyu olan 1550 nm kullanılmıştır, bu dalgaboyunda fiberin soğurma katsayısı 0.2 dB/km dir. Üretilen rastsal sayı dizininin hızını sınırlayan etkenler fotodetektör karanlık akımı ve darbe sonrası etkiler ile kullanılan lazerin çıktı güç sabitliğidir. Bu teknikle yaklaşık 10 kbit/s hızında rastsal sayı dizini (RSD) üretimi başarılmıştır. Bu RSD kuantum anahtar dağıtımı ağlarında tek kullanımlık şifre olarak kullanılabilecektir. (Kaynak: İletişim Ağ Güvenliğinde Son Aşama: Kuantum Kriptografi ve Fiber Optik Ortamda Kuantum Temelli Rastsal Sayı Üretimi  A. Behzat Şahin, Gökhun Selçuk, 104E042 numaralı TÜBİTAK Projesi)

Organik temelli, DNA bilgisayar araştırmaları da, diğer taraftan devam etmektedir.Temel de  canlılarda gerçekleşen, biyo-kimsasal ve elektriksel olayları, yapay bir hesaplayıcı hücre gibi kullanma fikrine dayanan bu araştırmalar, DNA molekülünün kendini kopyalaması ve beynin haberleşme sistemi olan sinirler aracılığıyla hayata geçirilmeye çalışılıyor.

1994 yılında ortaya konulan DNA’ya dayalı bilgisayar kavramı, kombinasyon temelli problemlerin çözümünü hedefliyor. Yaşamın temel taşı olan ve en basitten en karmaşığına bütün canlıların fonksiyonlarını kodlayan DNA molekülünün basit ve kararlı yapısı, karmaşık matematik problemlerinin çözümü olarak önerilmiş. DNA bilgisayarları ‘Hamiltonian Path Problem’ olarak adlandırılan ve DNA’nın yapısını kullanarak çözüm üreten bir sistem. Kombinasyon temelli problemleri seri olarak çözmeye çalışan geleneksel bir bilgisayarın, paralel olan DNA bilgisayarının hızına erişmesi teorik olarak mümkün olamaz.

DNA bilgisayarı, geleneksel silikon yapı bileşenleri yerine DNA ve moleküler biyoloji teknolojilerinden yararlanan yeni nesil bilgisayarlardır. Hacmi sadece 1 cm³ olan 1 gram DNA, canlılara dair 750 terabayt bilgi barındırabilir.

1996 ’da biyomedikal mühendis Theodore W. Berger , hippocampusun aktivitesini üretebilen, özel olarak tasarlanmış bir DNA çipi üretti. Şimdi ise mikro elektrodlarla bu çipi beyin hücrelerine (neuron ) bağlamayı hedefliyor. Berger, kendi kara kutusunu inşa ederek beyni kopya edebilmek ve hippocampusun her algısı karşılığında ürettiği cevabın kusursuz olarak aynısını üretebilmeye çalışıyor. Hippocampusun özel bir bölgesi olan ‘dentate gyrus’ dokusunun taklidi bu yolla yapılmış bulunuyor. Böylece beynin her bölümünün fonksiyonlarını yerine getirebilecek çiplerin yapılabileceği de kanıtlanmış oluyor. Bu yaklaşımı kullanarak gerçek nöronları ve gerçek beyin sistemlerini kurabilmeyi amaçlayan Berger’in ümidi sadece belleği ve öğrenmeyi değil, hareketi ve algıları yöneten beyin bölgelerini de çözümleyebilmek.

1997 ’de CALTECH ’te bir araştırma grubunun sonuçlanan araştırmalarının açıklanmasıyla, geliştirilen neurochip metodunun canlı beyin hücrelerine bağlanması başarıldı. Ayrıştırılan hippocampus hücresinin, yine in vitro olarak neurochipin bulunduğu ortama yerleştirilmesiyle ve beslenmesi için gerekli ortamın sağlanmasıyla, hücre dendritler ve akson geliştirdiğinde hemen yanındaki hücrenin akson ve dendirtleriyle elektrik bağlantısı kurup bilgi iletimini kurar. Bu gelişme neural networkler üzerine yapılan araştırmalarda çok önemli bir adımı belgeliyor.

İsrailli bilim adamları saniyede 330 trilyon işlem gerçekleştirebilen ve en hızlı PC’den 100 bin kat daha hızlı olan bir bilgisayar geliştirdiler. 2003′ te  Weizmann Bilim Araştırma Enstitüsünde İsrailli bilim adamları, mikroskobik silikonlar yerine enzimlerden oluşan programlanabilir moleküler bir bilgisayar üretmişlerdi.

Bu sistemi zamanla geliştiren bilim adamları, tek bir DNA molekülü ile bir bilgisayarı çalıştırmayı başardılar. Bu yeni aygıtta, tek bir DNA molekülü bilgisayara ihtiyacı olan tüm yakıtı sağlıyor. DNA molekülü, hem işlem yapıyor hem de gerekli enerjiyi üretiyor. Geliştirilen mikroskobik bilgisayarın veri giriş çıkış kapıları ile yazılım ve donanımı tamamen, canlı organizmalardaki kodlanmış bilgiyi depolayan, DNA moleküllerinden oluşuyor. Yeni bilgisayarda veriler, DNA ipliğindeki molekül çiftleri tarafından temsil ediliyor ve doğal olarak oluşan 2 enzim, kodları okumak ve kopyalamak için  görev üstleniyor. Tüm DNA bilgisayarları bir tüpte toplandığında,  moleküler girdiler üzerinde, işlem yaparak gerekli çıktıları hesaplıyor.

DNA bilgisayarlarla birlikte hayatımıza, yeni şifre kavramlarıda girecek.Organik temelli şifreler.

Devam